Ana içeriğe atla

DUADA KİŞİNİN İÇ DÜNYASI

Duanın kabul edilmesinde en önemli etkenlerden birisi, duayı yapan kimsenin iç dünyası, ihlası, samimiyeti, diğer bir ifade ile ruh halidir. Zira Yüce Allah duada kullanılan ifadelere değil, kulun kalbinden taşan hislere, gönüllerdeki coşkuya ve gözyaşları içinde dile getirilen sözlerdeki samimiyete bakar. Ve öyle bir an gelir ki Allah o kulunun bu talebini geri çevirmez. 

Aynı şekilde gerçekten çok bunalmış, çaresiz kalmış, ya da mazlum durumdaki insanların yaptıkları dualar da ilahi gayrete dokunacağı için derhal karşılık görür.

Dua, darlıkta, sıkıntılı anda yapıldığı gibi, varlıkta ve genişlikte de yapılmalıdır. Psikolojik olarak insan zenginleşip, belli bir refah seviyesine gelince duayı bırakmaya meyleder ki, bu çok yanlıştır.  Kişi, sıkıntıya sabrederken nasıl dua ile ayakta kalmaya çalışıyorsa, nimetler karşısında da şükredip dua ederek Yüce Allah'la irtibatını kesintisiz sürdürmelidir. Varlıkla verilen sınavın, darlıkla verilen sınavdan daha zor olduğu unutulmamalıdır.

Duanın muhtevasına gelince, Yüce Allah'tan istenilebilecek şeyler istenmeli; inanca, edebe, akla aykırı taleplerde bulunulmamalıdır. Sadece dünyalık şeyler değil, ahiret saadeti de istenmeli, kişi yalnızca kendisini düşünmemeli ve duasına inanan kardeşlerini de dahil etmeli, tüm insanlık için hidayet dilemelidir.

İçinde günahlardan temelli kurtulma ve bir daha onlara asla dönmeme ve İslam'ı bütünüyle benimseyip yaşamaya çalışma azmi ve kararı olmadan yapılacak dua anlamsızdır.

Dua ederken, Allah'ın kendisini görmekte olduğunu, içinden geçirdiklerini bildiğini ve söylediklerini işittiğini göz önünde bulundurarak son derece saygılı bir vaziyette bulunmalıdır.

İnsan büyük bir ihlas ve samimiyet içerisinde Allah Teala'ya ısrarla dua etmeli, meşru isteklerini tekrar tekrar istemekten kaçınmamalıdır. İnşallah duanın karşılığını görecektir..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Peygamberliğinin İspatı: Bilim, Ayet, Hadis ve Manevi Miras

Giriş Peygamberlik, insanlık tarihinin en derin manevi ve entelektüel meselelerinden biridir. İslam’da Hz. Muhammed (s.a.v.), son peygamber olarak, Allah’ın vahyini insanlığa ulaştıran eşsiz bir rehberdir. Onun peygamberliği, yalnızca inanç değil, aynı zamanda akıl, tarih ve bilimle desteklenen bir hakikattir. Bu makale, Hz. Muhammed’in peygamberliğini bilimsel, tarihsel, edebi ve manevi boyutlarıyla ele alarak, akla ve kalbe hitap eden bir ispat sunmayı amaçlamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in mucizevi özellikleri, Hz. Muhammed’in ahlaki örnekliği, hadislerin tarihsel güvenilirliği, mucizeler ve İslam’ın medeniyetlere etkisi, bu hakikatin somut kanıtlarıdır. Ayrıca, şeytanın vesveselerine karşı imanın gücü ve cennet hayali, bu ispatı manevi bir derinlikle zenginleştirir. Tarihsel Bağlam: 7. Yüzyıl Arabistan’ı Hz. Muhammed (s.a.v.), 570 yılında Mekke’de doğdu. O dönemde Arap Yarımadası,...

HALİFELİĞİN KAYIP HALKASI: ABDULLAH BİN ZÜBEYR

                                                                                               GÜLSÜM AÇAN  İslam Tarihi’nde Abdullah b. Zübeyr doğumundan vefatına kadar geçen sürede birçok önemli olayda aktif rol oynamıştır. Müslümanlar Medine’ye göç ettikleri zaman Yahudiler Müslümanlar’a büyü yaptıklarını ve artık çocukları olmayacağı şeklinde söylentileri yayınca Müslümanlar bu durumdan oldukça üzüntü duydular. Medine’de Hicretten sonra ilk Abdullah b. Zübeyr’in doğumu Müslümanlar açısından büyük bir mutluluk oluşturdu ve adı bizzat Rasulullah tarafından konuldu. Küçük yaşlarda babası Zübeyr b. Avvam ile birlikte Suriye’nin fethine ve 634 yılında Yermük Savaş’ına bizzat katıldı....

ÖLÜMDEN SONRA TEKRAR DİRİLMEK

Ebedi hayat olan ahiret hayatını yaşamak için insanın, öldükten sonra tekrar dirilmesi gerekir. Kuran-ı Kerim'de bu husus hakkında varid olan ayetler muvacehesinde tekrar dirilme muhakkak olacaktır. Buna inanmayan mü'min olmaz.  İmanın şartlarından biri de, öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmaktır. Öldükten sonra tekrar dirilmeye (Ba'su badel mevte), Allah-u Teala'nın, inayeti ilahiyesini tekmil için luzüm vardır. Bu da ahiret gününe iman etmeye icap ettirir. Ahiret gününe iman etmek, Allah'a iman etmek demektir. Ahiret gününe inanmayan Allah'a da inanmamış ve Allah'ın gönderdiği Peygamberi tasdik etmemiş olur.  Ahiret günü İsrafil (AS)'ın su'ra birinci defa üflemesinden, ikinci defa üflemesine ve ondan sonra cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin de cehenneme girmesine kadar geçen zamandır. Veyahut, nefha-i saniye (ikinci üfleme) den başlayarak sonsuz olarak devam edip giden zamandan ibarettir. Birinci ve ikinci defa su'ra üflemesinin arasın...